ANALİZ

Tayvan: kimsenin bozmak istemediği bir dengenin bedeli

Eylül 2026 — Taipei · Pekin · Washington

“En kötüsüne hazırlanmalı, en iyisini ummalıyız.” — Lai Ching-te, Tayvan Cumhurbaşkanı, Ocak 2026

Olgular

1949'da Çin iç savaşında yenilen Kuomintang'ın Tayvan'a çekilmesinden bu yana, ada hiçbir zaman Çin Halk Cumhuriyeti tarafından yönetilmedi. Pekin'e BM'deki Çin koltuğunu veren 1971 tarihli BM Genel Kurulu 2758 sayılı kararı Tayvan'dan söz etmez — buna rağmen BM Sekreterliği uygulamada onu “Çin'in bir eyaleti” gibi ele almış, BM, DSÖ, ICAO ve İnterpol'den dışlamıştır. 2005'te Pekin, resmi bağımsızlık halinde güç kullanımını yasayla güvence altına aldı.

2022'den beri bazı gözlemcilerin “Dördüncü Tayvan Boğazı Krizi” dediği süreç devam ediyor. 2026'da Çin baskısı yoğunluktan çok biçim değiştirdi: Mayıs ayındaki Trump-Xi zirvesi sırasında günlük hava sortileri ortalama 3'e düştü (yarıyılın geri kalanında 7,5), ancak Haziran'dan itibaren Çin Sahil Güvenliği ilk kez Tayvan'ın doğu sularında kalıcı devriye gezmeye başladı ve Ağustos'ta ada çevresinde tespit edilen Çin gemisi sayısı günde neredeyse sekize, rekor 244'e ulaştı. Aynı dönemde Trump, Kongre'nin zaten onayladığı 14 milyar dolarlık bir silah anlaşmasının imzasını erteleyerek bunu Pekin'le “iyi bir pazarlık kozu” olarak nitelendirdi: Tayvan'a teslim edilmemiş ABD silahlarının birikimi artık neredeyse 30 milyar dolara ulaştı.

Hukuki değerlendirme

Pekin'in Tayvan üzerindeki egemenlik iddiası, yerleşik bir uluslararası hukuk gerçeği değil, siyasi bir tutum olmaya devam ediyor. Pekin'in ayrılık halinde güç kullanımını öngören 2005 yasası, BM Şartı'nın 2(4). maddesi kapsamında önem taşıyor — bu sitenin başka yerlerde de uyguladığı aynı standart.

Ve tam da bu standardı istisnasız uygularken tablo karmaşıklaşıyor: bu site, Ne için silahlanıyoruz yazısında, aynı zaman diliminde ABD'nin Venezuela devlet başkanını zorla ele geçirdiğini, rejim değişikliğini hedef ilan ederek İran'ı bombaladığını ve bir NATO müttefikinin toprağı olan Grönland'ın askeri ilhakıyla tehdit ettiğini zaten belgeledi. Bu üçlüye, daha yakın tarihli ve burada hiç ele alınmamış bir örüntü ekleniyor: paylaşılan coğrafyaların tek taraflı olarak yeniden adlandırılması — 2025'te “Amerika Körfezi” olarak yeniden adlandırılan Meksika Körfezi, Ağustos 2026'da Kanada ile ticaret anlaşmazlığının tam ortasında “Lake America” olarak yeniden adlandırılan Ontario Gölü. Trump şöyle demişti: “Bir körfezimiz ve bir gölümüz var, şimdi bir okyanusa ihtiyacımız var.”

İki güçten hiçbiri simetrik uygulanan bir standarda dayanamıyor. Salt savunma olarak sunulan Tayvan'a silah satışları, Trump'ın açıkça pazarlık kozu olarak ele aldığı aynı satışlardır — otomatik bir taahhüt değil.

Sonuçlar

Tayvan hiç kimseyi tehdit etmedi, başkasının coğrafyasını yeniden adlandırmıyor, devlet başkanlarını ele geçirmiyor. Bu hikayede ne Çin baskısının temposunu ne de Amerika'nın pazarlık önceliklerini kontrol edemeyen tek aktör odur — ve kendisine söz hakkı vermesi gereken çok taraflı sistemden resmen dışlanmış durumda.

Kaynaklar: Al Jazeera · CRS/Congress.gov · CFR Global Conflict Tracker · The Diplomat · Taipei Times · AEI/ISW · CNN · NPR

TayvanÇinABDBMUluslararası Hukuk

← Tüm haberler ve manifestolar

Bilgi sahibi olun

Yalnızca bir olgu hak ettiğinde, özlü bir özet. Spam yok, algoritma yok: e-postanız sizin kalır.

Abone olarak I Will Not Look Away güncellemelerini almayı kabul edersiniz. İstediğiniz zaman iptal edebilirsiniz.